Şantiyede vincin aniden durması, fabrika bandının o alışıldık uğultusunun yerini derin bir sessizliğe bırakması tesadüf değildir; bu sessizliğin arkasında genellikle ödenmeyen hakedişler, biriken borçlar ve kapıya dayanan o soğuk terim yatar: Konkordato. 2025 yılı içerisinde 6 bin 300’den fazla şirketin bu yola girmesi, 2 bin 800’ünün ise “geçici mühlet” zırhına bürünmesi aslında sahadaki yangının ne kadar büyük olduğunun kanıtı. Baretiyle, tulumuyla ekmeğinin peşinde koşan emekçi kardeşim, “Şirket konkordatoya giderse ne yapacağım?” diye soruyor. Haklısın, çünkü belirsizlik en büyük riskdir.
Süreç Nasıl İşler, Maaşlar Ne Olur?
Sahadaki karşılığı şudur: İşveren “nefes alabilmek” için mahkemeye başvurur; önce 3 ay geçici, sonra 1 yıl kesin mühlet alır. Toplamda bir buçuk yıla kadar uzayabilen bu süreçte, işverenin “Param yok, konkordatodayım” diyerek kenara çekilme lüksü bulunmuyor. Kanun açık; maaşlar zamanında yatacak, sosyal haklar tıkır tıkır işleyecek. İş güvenliği kültüründe nasıl “önce güvenlik” diyorsak, hukukta da bu süreçte “önce işçi hakkı” prensibi esastır. Eğer maaşlar aksıyorsa, o zaman işin rengi değişir.
İstifa mı, Sabır mı?
Şirket konkordato ilan etti diye hemen ceketi alıp çıkamazsın. Eğer maaşın yatıyor, SGK primlerin ödeniyorsa sözleşmeyi tek taraflı feshedip tazminat alamazsın. Ancak pabuç pahalıya bindiğinde, yani işveren konkordatoyu bir kalkan yapıp maaşını vermediğinde iş değişir. İşte o an, 4857 sayılı İş Kanunu sana “haklı fesih” yetkisini verir. Maaşın ve sosyal hakların ödenmiyorsa, bir yıllık kıdemin de varsa, tazminatını talep ederek ayrılma hakkın saklıdır. Ama dikkat et, kendi isteğinle “ben gidiyorum” dersen ihbar tazminatını rüyanda görürsün.
Sigorta Primleri ve Devlet Güvencesi
Birçok işveren bu dar boğazda “önce borçları temizleyeyim, SGK’yı sonra hallederim” hatasına düşer. İşin aslı, konkordato süresince primlerin SGK’ya yatırılması zorunludur ve bu sorumluluk tamamen işverendedir. Primler yatmazsa SGK cezayı keser, işçi de mağdur edilemez. İş güvenliği denetimlerinde gördüğümüz o “idare ederiz” mantığı burada sökmez.
Şirket işin içinden çıkamayıp iflas bayrağını çekerse ne olacak? İşte orada İŞKUR devreye giriyor. Ücret Garanti Fonu dediğimiz bir can simidi var. Eğer son bir yıl içinde o işyerinde çalışmışsan, devlet sana üç aylık maaşını öder. Tabi bunun da bir sınırı var; bugün itibarıyla tavan rakam 397 bin 270 TL dolaylarındadır. Bu parayı alabilmen için alacağının, şirketin ödeme güçlüğüne düştüğü tarihten önceye dayanması gerekir.
Hak Arama Yolları ve Öncelik Sırası
Konkordato süreci devam ederken “elim kolum bağlı” diye düşünme. İşçinin alacağı için icra takibi başlatmasının önünde hiçbir engel yoktur. Konkordato komiserliğine veya iflas masasına gidip o alacağı oraya nakşetmen şart. Unutma ki, bir şirket tasfiye edilirken ya da borçlar yapılandırılırken işçi alacakları “imtiyazlı” sayılır. Yani bankadan da, tedarikçiden de önce senin ter kokan o emeğinin karşılığı ödenmelidir. Kıdem ve ihbar tazminatları da bu öncelikli listede başı çeker.
Bu zorlu süreçlerde kulaktan dolma bilgilere değil, somut verilere ve hukuki dayanaklara güvenmelisin. Saha tecrübem bana şunu öğretti: Belgelenmeyen hiçbir hak, hak değildir. Maaş bordrolarını, SGK dökümlerini ve yapılan tebligatları bir dosya içerisinde muhafaza etmeyi ihmal etme. Şirketin mali yapısı sallantıdayken senin en güçlü dayanağın, elindeki resmi evraklardır.